Polat BİLİCİ


RADYO VE TELEVİZYON


Çocukluk yıllarımın vazgeçilmeziydi radyo...
En çok da arkası yarın programını severdim. Bazen de piyesler yayınlanır,o piyesleri de can kulağıyla dinlerdik. O zamanın sanatçıları Hacer Buluş, Muazzez Turunç, Nuri Sesigüzel gibi radyo sanatçılarını dinlemeye bayılırdım... Hele ki Neşet ağam radyo da türkü çığırmaya başladığında yer yerinden oynar, köylü birbirine haber verirdi. "Radyoyu aç, radyoyu aç, Neşet çıktı Neşeett"diyerek, birbirlerine haber verirlerdi. Köy odasında oturan büyüklerimiz haber saati başladığında bizleri susun diye uyarırlar ve ajans dinleyeceğiz derlerdi. O haberleri anlamasak da biz de can kulağıyla dinlerdik. Bazen Kıbrıs'ta gerginlik olur, büyüklerimiz yalan yanlış yorumlar yapardı. Cengiz Topel'in uçağının düşmesi sonucu şehit olduğunda göz yaşlarına hakim olamaz ve sanki her an askere gideceklermiş gibi hazır beklerlerdi. Biz çocuklar ise dışarıya çıkar, askercilik oynar ve bir taraftan da bu maniyi söylerdik.-Elinde bıçak sanki beni vuracak -Çok konuşma makaryos Kıbrıs bizim olacak Bazan 60 ihtilalcilerinin bildirileri yayınlanır ve en çok da rahmetli Menderes'in asılmasına üzüldü büyüklerimiz. Hele kıbrıs çıkartmasını gösterirken rahmetli babamın döktüğü göz yaşlarını asla unutamam.
O kapalı kutunun içinde neler vardı neler, nasıl sığdırmışlarsa ? Radyo evleri ihtilalcilerin olmazsa olmazıydı, kim radyo evini eline geçirirse kendi bildirisini okur ve güç ondan yana olurdu. Derken siyah beyaz televizyon çıktı. Anlayacağınız radyonun resimlisi... Bu televizyona herkesin gücü yetmediği için, televizyonu olan komşularına giderlerdi, o komşunun evi tıklım tıklım dolar, oturmaya yer bulunmazdı. Bir taraftan da mısafirlere ikramlar yapılırdı. Televizyonu olan evin çocuklarına kimse korkusunda bir şey diyemezdi. Ne güzel dizilerimiz vardı, Kaçak, Dallas, Kaynanalar gibi...
Bizim en çok sevmediğimiz program pazar günü yayınlanan pazar konseriydi, pazar konserine pazar kanseri derdik. Televizyonda çıkan reklamları dahi ilgiyle izlerdik, o meşhur izocam reklamı vardı "elmoor" diye çağırıldığında herkesin yardımına koşan, Hele eliyle televizyon ekranının üzerine tık tık diye vurarak, Ahmet beyin televizyonu diye kahkahalar atıp dalga geçen ve kendi televizyonunu öven reklamı hiç unutamam. O siyah beyaz televizyonların başına gelmedik kalmadı. Bazı televizyonların ekranı kırılır, muhalif partinin lideri çıkınca kimi de diri diri mezara gömülür, Vizontele filminde olduğu gibi... Aslında o zamanki siyah beyaz televizyonlarla ilgili, bir çoğumuzun hatıraları vardı. Bizim televizyon Nortmen de markaydı, bu televizyonun açılır kapanır düğmesi anahtarlıydı, o anahtar mekanizmasını çıkardığında imkansız, televizyon açılmazdı. Birgün ev halkına kızmış olacağımki, anahtarı alıp gittim, eve geldiğimde bizim televizyon çalışıyordu, aynı marka televizyonu olan bir yakınımızın anahtarını getirip açmışlar, benim yaptığım gıcıklık da yanıma kar kaldı... Hele görüntü gittiğinde, büyüklerimiz çatıya çıkar, yukarıdaki anteni bir oraya, bir buraya çevirerek, bir taraftan da görüntü geldi mi diye sorarlardı. Daha sonra renkli televizyon çıktı ve özel sermaye girişimiyle Star TV' yi izledik, ardından Show TV... Bu istasyonlar öyle çoğaldı ki, saymakla bitmez. Daha sonra kumandalar çıktı, hep kumanda sahibi olmak istedim. Son zamanlarda her odada bir televizyon, herkesin elinde kendi kumandasıyla... Yüzlerce Televizyonlar olsa da, ancak birkaçını seyreder olduk !! Neden acaba ??