Şenol DÖNMEZ


Keşf-i Tarih Sivrihisar Ulu Camii


 

            Türkiye’nin çok farklı illerini gezme imkânınız olmuştur, muhakkak. Bu çok farklı  illerimizde ulu camilerle karşılaşırız. Bursa, Aksaray ve Sivrihisar gibi… Bizimde yolumuz Eskişehir ilimize bağlı Sivrihisar ilçesine düştü.

Kent merkezinde bulunan 1231 yılında inşa edilen bu ahşap yapıyı görmek için heyecanla yol alıyoruz. Türkiye’nin en güzel ahşap mimari yapılarından biriyle karşılaşmak onun çehresinde geçmişin sayfalarını aralamak istiyorduk. Selçuklu Devleti zamanında yapılmış, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden biri olarak bu enfes caminin hemen avlusunda oturup camiyi seyretmeye başladık. Sivrihisar’da inşa edilen Ulu Camii hemen şehrin ortasında kapladığı alan ve diğer özellikleriyle mükemmel bir mimari eser olduğunu haykırmaktadır gökyüzüne. Ulu kelimesi bu enfes eserde hayat bulmuştur. Karşımıza çıkan en eski  kitabeyi okumaya çalışıyoruz,1231-1232 yıllarında ilk yapının banisinin Sivrihisarlı kadı Leşker Emir Celaleddin olduğunu anlıyoruz.Dikdörgen bir yapıda inşa edilen bu güzide camimizin taşlarına mimar ve işçiler tarafından nasıl bir ruhla ilahi aşkın üflendiğini hayretle müşahede ediyoruz. 1485 metrekarelik alana kurulu olan, çatısı 67 adet ahşap direğin taşıdığı, bu direklerin 19 tanesinin üzerinde Frig dönemine ait mermer bloklarla tam bir Frig ve Selçuklu izdivacını izliyoruz. Direklerdeki rozet, palmet,geometrik ve bitkisel motiflerin ışıkla dansının yüzümüze vuran gölgeleri arasında camide ilerliyoruz. Ağır adımlarla ve muhteşem ağaç kokuları içinde ruhumuzu caminin o muhteşem deruni güzelliğine teslim ediyoruz. Ruhumu bu büyülü ortamın içinde kaybediyorum. Kalp atışlarım kokusunu aldığım  ve gönlümdeki ilahi aşkı heyecana getiren ardıç, sarıçam ağaç kokularından dolayı sıklaşıyor. Minberin önüne geldiğimizde bir sanat şaheseri nazlı bir gelin edasıyla bizi karşılıyor. El işçiliğinin en güzel örneklerini kündekari sisteminin uygulanarak yapıldığı, Horsanlıibn-i Mehmed’in eseri karşısında saygıyla eğiliyoruz.

Caminin inşasını gerçekleştiren insanların nasıl bir Allah aşkına sahip olduklarını tahayyül etmeye çalışıyoruz. Cami minaresine doğru caminin bu ulvi yapısının güzelliğini hayran hayran izleyerek çıkıyoruz. Minare kaidesi iri mermer bloklarla yapılmıştır. Kaidenin üstü tuğla hatlı kesme taşlı sekiz köşelidir. Minare basamaklarında o tatlı ağaç gıcırtıları arasında yürümek, ışık huzmelerini seyretmeye doyum olmuyor. Minare basamakları ardıç ağacından ahşap olarak yapılmış, gövde tuğladan örülmüştür. Şerefe altındaki petek ise Selçuklu tuğla işçiliğinin nefis örneklerindendir. Şerefeden sonra baca üzerinde külahın altında minare yapılırken konulmuş bir sıra cam göbeği mavisi çini, o günlerin heyecanını anlatırcasına canlı ve güzel. Ardıç ve sarıçam cinsi ağaçlardan yapılan direklerin altına konan pessinustan antik kentinden getirilen başlıklar camideki sanatsal çalışmanın en güzel bölümlerindendir.Caminin havalandırılması çatı ortasında bulunan havalandırma feneri ile sağlanmıştır. Tarihimize ait bu güzide eserimizi zevkle izlemek, gezmek her adımda tarihimizi soluklamak bizi çok bahtiyar etmişti.

Bu harika eseri, sanatkârını ve bu eserin sırlarını öğrenmek bize çok keyif verdi. 

Er odur ki dünyada koya bir eser;

Esersiz kişinin yerinde yeller eser.

Barbaros Hayreddin Paşa.