Şenol DÖNMEZ


Fahreddin Paşa ve Çekirgeler


       Geçen sene ocak ayında, kutsal mekanları ziyaret için Mekke ve Medine’ ye gitmiştim. Mekke de artık son günümüzdü,bir sabah namazı vakti Mescid-i Haram'dan belimiz bükük ve gözlerimiz yaşlı olarak çıktık. Kabe'nin dış avlusuna ulaştığımız  vakit buraların mermerini,dağlarını ve ağaçlarını özleyeceğimiz bir aşikârdı.
            Peygamber efendimizin evinin tam karşısında taşlar üzerinde minik adımlarla yürüyen bazen de sıçrayan çekirgeleri gördüm.Bu çekirgelerle beraber tarihin tozlu arşivlerinde sayfalar açılmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı, tarih yaprakları 1916 sonunu gösteriyor. Çanakkale'de bozguna uğrayan müttefik devletleri , emellerine ulaşmak için Bağdat’a yönelirler ama Selman-ı Pak'da bozguna uğrarlar. Gayelerine ulaşmak için Mekke ve Medine’ye kutsal mekanlarımıza gözlerini dikmişlerdir. Şam’da bulunan Osmanlı Komutanı Fahreddin Paşa acil olarak Hicaz Bölgesi'ndeki birliklerin başına getirilir. 1919 yılının sonuna kadar bu mübarek ve kutsal toprakları Osmanlı askerleri kahramanca  savunmuştur. Kuşatma günlerinde Osmanlı askerleri düşmanla beraber açlıkla da mücadele etmektedir. Fahreddin Paşa, bir gün Cuma Hutbesi'ne çıkarak askerlerine hitaben ‘Evlatlarım yiğitlerim biliyorum aylardır doğru dürüst yemek yemediniz, ama biz burada kainatın efendisini koruyoruz. Bu kutsal görevi kanımızın son damlasına kadar ifa edeceğiz. Açlığımızı da çölde topladığımız çekirgeleri yiyerek bastıracağız. Biliyorsunuz sahabelerde çekirge yemişlerdi çekirge eti serçe etine benzer, çok lezzetlidir der. Fahreddin Paşa'nın yardımcısı Naci Kıcıman, merak etmiştik gerçekten paşa yiyecek mi? Evet Fahreddin Paşa çekirgeleri topladı ve kavurarak yedi. İşte Osmanlının yiğitlerinin tarihe not düştüğü destanlardır bu anlatılanlar.Osmanlı sekerat halindedir. Birinci Dünya Savaşı'nda yedi düvele kahramanca meydan okuyan, İslam Dünyası'nın hamisi Osmanlı İmparatorluğu artık hile ve desiselerle yenik sayılacaktı. Birinci Dünya Savaşı'nın Medine cephesi de çökmüştür. Düşman  şehre girdiğinde Fahreddin Paşa peygamberimizin mübarek kabr-i şerifinden ayrılmamıştır. Benim buradan ölüm çıkar diyerek oradan ayrılmamıştır. Askerlerimizi düşmana kırdırmamak fazla zayiat vermemek için teslim olur ancak giderken kılıcını peygamberimizin mübarek ve pak türbesine bırakmıştır. Peygamberimize hitaben biz seni müdafaaya gelmiştik ya resulullah, şu an senin müdafaana muhtacız der ve  teslim olur. Evet gözlerine baktığım sessiz  mazlum bir şekilde beni dinleyen elimdeki çekirge sanki o günlerden bana hikayeler anlatıyor gibiydi. Elleri arkadan bağlanan Fahreddin Paşa ve şanlı Osmanlı müfrezesi bir yandan ilkbahar yağmurları gibi göz pınarlarından yaşlar döküyor bir yandan arkada kalan yeşil kubbeye bakarak içlerinde kopan fırtınalara bırakıyorlardı kendilerini. Her şey bitmişti, Medine’nin hurma ağaçları arasında bir yanda Allah resulü diğer yandan Ebubekir’in evi ve kızgın çöllerde yitirilen mücadele ve ihtiyat mülazımlarından İdris Sabih  Bey’in yazdığı şiir sıcak ve kızgın çöl havasında dalgalanıyordu.

 

                                          Medine Müdafası ve Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa
Bir ulü’l emr idin emrine girdik;
Ezelden bey’atli hakanımızsın.
Az idik, sâyende murada erdik,
Dünya ve âhiret sultanımızsın.

Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u;
İşledik seni gözbebeğimize,
Bağışla ey şefî’ kusurumuzu
Bin küsûr senelik emeğimize.

Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur,
Şımardık müjde-i sahabetinle.
Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur,
Doyarız bir lokma şefaatinle.

Nedense kimseler dinlemez, eyvâh!
O kadar sâf olan dileğimizi
Bir ümmî isen de Yâ Resûlallah,
Ancak sen okursun yüreğimizi.

Suları tükendi gülâbdanların,
Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet.
Külleri soğudu buhurdanların,
Aşkınla bağrını yakmada millet.

Gelmemiş Türkçe’de Lebid, Hassân’ın,
Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka.
Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın,
Lâl ile yazdığı tarihten başka.

Ne kanlar akıttık hep senin için,
O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz...
Gücümüz erişsin ve erişmesin,
Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
Can verir, cânânı veremez Türkler.
Ebedi hadim’ül haremeyniniz,
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler....

Tarihimizdeki bu civanmert askerlerimi unutmayalım
Fahrettin Paşa ve şanlı askerlerini rahmetle anıyoruz…