Avşar CİHAN


"Ahi Baba", Seni Asla Unutmayacağız!


         Hep derim; gidenin veya ölenin arkasında yazı yazmak çok zor diye.
         Hatta imkansız!
         Çünkü bir yönünü yazıyorsunuz; öteki yanı kalıyor.
         Bazen de anlatmaya kelimeler yetmiyor.
         Tam kelimeyi buluyorsunuz; cümle onu anlatamıyor.
         Ancak bugün anlatacağım kişi "Ahi Baba" lakabıyla bilinen ve ömrü ile servetini Ahiliğe adayan Mustafa Karagüllü olunca, ne anlatırsam anlatayım, kendisine yakışacağına inanıyorum.
         Kırşehir'in tanınmış ve sevilen simasıydı.
         Ünü, Kırşehir'in çok dışına taşımış olan Mustafa Ağabey, dolu dolu yaşamaya çalıştı.
         Her konuşması ve davranışı Ahilik kokardı.
         O kadar kibar konuşurdu ki, tam bir Kırşehir beyefendisi diyebilirsiniz.
         İnsanı incitmez, nezaketi elden bırakmazdı.
         Asırlık Ulu Çınar olmasına rağmen, hafızası öylesine güçlüydü ki, olayları yerli yerine anlatırdı.
         Maşallah, 90 yaşına yaklaştın dediğimizde, hep, "Daha 40 yaşına bile gelmedim yavrum!" dediğini duyar, güldüğümüzde de, "Sıpa, ben 39 yaşındayım. Ne yaparsanız yapın, 40'ı geçmeyeceğim" esprisinde bulunurdu.
         Beni her gördüğünde, mutlaka cebindeki minik şekerlerden çıkarıp verir, "Bu Ahi Şekeri! Yiyen bir daha acıkmaz" derdi.
         Bazen içerisinde helva bulunan yufka ekmeği verir, "Bunu yiyen acıkmaz, en az bir hafta tok kalır" sözünü söylerdi.
         90 yaşına devirmiş, hâlâ enerji doluydu.
         Çınar Kırşehir Gazetesi'ne her gelişinde, hal hatır sormadan gitmezdi.
         Çalışanlarla tek tek ilgilenir, hepsinin hatırını almaya çalışırdı.
         Kırşehir’de hayatını ve tüm servetini Ahi Evran-ı Veli’nin hayatının ve felsefesinin yayılmasına adayan Ahi Baba, çevresine olumlu hava saçardı.
         Ömrünü ve servetini "Ahiliğe" adayan Ahi Baba, insanların "tanış" olmasını gerektiğini anlatırdı.
         Kin gütmez, birlik ve beraberlik vurgusu yapar, karşısındaki kişiye enerji verirdi.
         Maddiyata değer vermezdi.
          “Babamdan kalan han ve konakları yıkarak Şehir Çarşısı adıyla anılan çarşıyı yaptırdım. Küçük esnafa; garip gurabaya kiraya verirdim. Kirayı getirirlerse alır; getirmezlerse peşlerine düşmez; bağışlardım. Çünkü parası olsa zaten verirdi" derdi.
         Kırşehirli olmaktan hep gurur duyardı.
         Evliyalar, erenler, ulular şehri olarak bilinen Kırşehir'i tanıtmaktan yılmazdı.
         "Ahilik tanınmadan yapılmaz. Tanımadan Ahilik yaşanamaz" diye konuşurdu.
         Dönemin Başbakanı Turgut Özal’a Ahilikle ilgili tez ve projeler sunduğunu detaylarıyla anlatırdı.
         1960'lı yılların başından itibaren Ahilik Teşkilatı'nı tanıtmaya başladı.
         Bugünkü noktaya tırmanarak geldi.
         Ahilik bugün 81 ilde kutlanıyorsa, onun bitmek bilmeyen enerjisinden kaynaklanıyor.
         Ortaokula gittiğim yıllardaki Ahilik kutlamaları bir başkaydı.
         Mustafa Karagüllü'nün kortej önündeki yürüyüşü hâlâ gözlerimin önünde duruyor.
         "Ahiliği anlatabilmek için yaşamak gerekir. Bu nedenle çağrılan her davete icabet eder, Ahiliği anlatmaya çalışırım" derdi.
         Ömrünü Ahiliğe adayan Ahi Baba'nın en büyük yardımcısı da çevresinde "Ahi Anne" lakabıyla bilinen eşi İsmet Sevinç Karagüllü'ydü.
         "O olmazsa, ben çoktan ölmüştüm" diyerek eşine övgüler yağdırırdı.
         Hanımı İsmet Sevinç Karagüllü de, tam bir İstanbul Hanımefendisi.
         Kendisiyle evlendiğinde, "Bir-iki yıl sonra İstanbul'a yerleşiriz" demiş.
         Aradan yaklaşık 35 yıl geçti.
         Niye sözünde durmadın diye sorduğumuzda, "Aşkta yalana yer yok ama, bu aşk Ahilik aşkı ile bütünleşince, İsmet Hanım da bana uydu!" diye kendini savunurdu.
         Ne kadar anlatmaya çalışırsak çalışalım, Ahi Baba Mustafa Karagüllü'yü anlatmak mümkün değil.
         Yalnız bir şey beni çok üzdü.
         Ömrünü ve servetini esnafların Piri Ahi Evran-ı Veli için harcayan Mustafa Karagüllü'nün cenazesinde çok az sayıda esnafımız vardı.
         Ahi Baba, Kırşehir esnafı için neler yapmadı ki!
         Bu vefasızlığı Kırşehir esnafımıza yakıştıramadım.
         Ne diyeyim?
         O, her fani gibi, Hakka yürüdü!
         Nur içinde yat Koca Çınar!