Hamdi ŞAHİN


Gaz Lambası


         Önce bir anı kitabından okuduğum gaz, pardon "idare’’ lambası ile ilgili bir anekdotla giriş yapalım mevzuya.
         "Büyük şehirlerimiz petrol lambasını, eski bir mazinin köhne bir aleti" diye hatırlarlar. Ama Kırşehir’in köylerine bu lamba, bir medeniyet vasıtası olarak dahi girmiş değildir.
         Bizim isli evin, zift gibi elime sıvaşan, tezek ve çıra işleriyle badanalanmış münasip bir yerine bir ağaç çivi çakıp ilk defa lambayı yaktığım gün en büyük zaferi kazandıktan sonra koltukları kabaran bir kumandana dönmüştüm. Kardeşlerim çok şaşırmıştı: "Ana gız! Bak bak, karnından yanıyor, bizim şu çıra gibi ülüğünden yanmıyor. Ben yanlarından ayrı öğretmenim ya şimdi, artık o lambayı yakmıyorlar. Neden yakmazsınız baba, ana? Yazın tatilden eve dönünce kendin yak lambayı. Şinciki devirde ona gaz mı yeter? Hem bir düşse bin parça olur, nemize lazım!"
         Benim çocukluğumda da köyden hatırlıyorum vardı hep. 90’lı yıllarda köylerde sık elektrik giderdi. Ya o elektriğin gittiği sık zamanlarda ya da ahır, kümes vs işlerinde idare lambası hep durumu idare ederdi.
         Soluk, titrek bir ışığı vardı. Konumu çok önemliydi. Çoğu evde hatırladığım yeri vardı çiviyle çakılmış. Ama hiç orda durmazdı işine gelen alır, diğeri karanlıkta ya da belli belirsiz ışık huzmesinde kalırdı.
         Bir yandan size elektriksiz gecelerde arkadaş olurken bir yandan hep bir üzerinizde baskı oluştururdu. Çünkü fitili iyice kısılırdı bir, gaz bitecek korkusu vardı iki, ya düşer kırılırsa sorunu vardı üç. O yüzden genelde hep cılızdı, can çekişirdi bildiğiniz. Gölge oyunlarını pek yapardı bu özelliğiyle; beyaz badanalı duvarlarda sanki bir şeyler dans ederdi. Horon tepen mi dersin, halay çeken mi dersin benzet benzetebildiğin kadar. Hiç acelesi olmayan bir adamı andırırdı bir yanıyla da. Çünkü bu gün bakıyorsun evlerde, sokakta, AVM'de bütün ışıklar "ışık hızı’’nda yanıp sönüyorlar. Devrin karmaşasına fevkalade ayak uydurmuş durumdalar. Gaz lambaları öyle değildi aheste aheste yanışı ona sabır ve asillik veriyordu sanki.
         Niye idare lambası dediklerini ise çok sonradan anladım. Tutumluydu çünkü. İnsanların hayatları da tutumlu hayatlardı. Bazıları çıkar dan dun konuşur eski büyükleri için. Görmemiş, artık bırak bu "sıkı’’lığı kabilinden laflar eder. Ben’de Kırşehir’in Saraycık Köyü’ndenim. Misal derler ki bizim köylünün birisi tutumlu davrandığında "Allah’ın Saraycıklısı’’ der çıkar. Kimisi kendi anne babasına dahi söyler bunu. Çünkü ya kendini geliştirememiştir ya da yabancılaşmıştır ve ya garip bir komplekse girmiş olabilir tüketen ama gelişmeyen insan. Yaşı, kimliği, eğitim durumu, mali durumu ne olursa olsun diğer gam olamayan yani empati kuramayan insan her hal ve şartta kaybeder.
         Aydınlıkta yani bu çağda bir şeylere kör, sağır olmaktansa karanlıkta gaz "idare’’ lambası olmak yeğdir bana göre. Batı’nın her şeye, kavgalara iç çatışmalara kör bile olmadığı "kor’’ olduğu bu zamanlarda hepimizin biraz idare lambasına ihtiyacımız var, neden mi?
         Her olup biteni bize sindire sindire tüm çıplaklığıyla yüzümüze vursun, işlesin diye…