Hamdi ŞAHİN


İnsanlık Öldü


         Senelerdir taa ana okuldan beri sorulan, yanıtı bize belletilen bir soru var.        
         İnsanoğlunu diğer varlıklardan ayrıştıran özellikler nelerdir?
         En başta aklımız der, sonra irade, sonra kalp der devam ederiz.
         Harikulade özelliklerimizden bahseder saya saya bitiremeyiz.
         En sonunda tuhaf bir şeyler hissederiz bunları söylerken, cidden böyle mi demekten alamayız içimizden de olsa.
         Yani hep iyi bir insan için saydığımız maddeye, hep bir soru işareti.
         Mesela cinayet işleme potansiyeli veyahut katil olma potansiyeli insandan daha yüksek bir varlık var mı?
         Hayvanların ki içgüdüsel, yani açlıktan? Ya insanın ki?
         Bir canlının gözünün yaşına bakmadan öldürmekte neyin nesi?
         Dünyada giderek artıyor bu, Türkiye’de artıyor hatta Kırşehir’de artıyor.
         Uyanıyorsun bir gün Mucur’da bir  çoban ölü bulunuyor, Kaman’da bir baba evladının canına kastedebiliyor, merkezde IŞID’li bir cani hastanede tedavi olup elini kolunu sallaya sallaya Suriye’ye geçebiliyor.
         Yaşananlar vahim, tablo korkunç…
         O zaman insanlığımızla övünmenin böbürlenmenin anlamsızlığı ortaya çıkıyor.
         Merhamet, vicdan nereye göç etti demek geliyor insanın içinden.
         Belki de Kırşehirli Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın son dönemlerini yalnızlıkla geçirmesi biraz sessizliği seçmesinin de vardı bir hikmeti.
         Şöyle bir düşünün hepiniz masal biliyorsunuz dinlediniz, anlatıyorsunuz da.
         Masallar da o güzellikler de hiç insan figürü kullanıyor musunuz?
         Kullanmıyoruz, kullanamıyoruz.
         İnsan her şeyi kirletti gerçekten.
         Kendi köyünüzü ilçenizi gözünüzün önüne getirin en basitinden.
         İnsanlar avlamasaydı o keklikleri, yakmasaydı o anızları, tarla diye devlet arazisini sürmeseydi, gördüğü her tavşanın gözüne ışık tutmasaydı, şuursuzca      Kızılırmak’a gidip ne var ne yok avlama onları sosyal medyadan sergileme derdine düşmeseydi böyle mi olurdu?
         Doğa en güzel şarkısını rüzgarla birleştirip söylecekti o zaman ve ona kuşlar, böcekler, tavşanlar, tilkiler, kurtlar eşlik edecekti meydan domuzlara kalmayacaktı!
         Ama kaldı şimdi de onları öldürme peşindeler mecburen.
         Güzeli yok edersen safiyete dokunursan musallat olur böyle sana, tarlana, bağına, bahçene…
         İmtihan diyebiliriz buna, insanın doğayla imtihanı, kaybedişi, direnişi…
         Sonra diyoruz savaşlar niye çıkıyor, savaş ruhumuzda başlıyor, yaşıyoruz farkında olmadan, banyosunu yapıyoruz hatta.
         Elimize sapan almakla başladı her şey, sonra ok yaptık, sonra da bol bol atış talimi.
         Oysa bir ağacın altına oturup, ona yaslanıp onu dost edinemedik maalesef.
         Şu kadar hayvan doğaya saldık diye istatistikler veriyoruz ki güzel bir şey, ancak vahşi yaşama hazırlıksız hayvanları bıraktık dağlara bayırlara birileri de geldi onları elleriyle koymuş gibi aldı, vurdu, yedi bitti..
         Keşke bir de bunun istatistiğini versek, ne kadarını vuruyoruz; keyfi vuruyoruz?
         İnsanoğlu kendi ayağına kurşun sıkmakta  çok ehil, farkında veya değil ama çok ehil.
         Bu ehillikle de gideceğimiz yol belli yaşayacağımız hayatlara etkisi belli.
         Umut mu, adı var ya kendi?