Hamdi ŞAHİN


"Peki Ama Niçin?"


         Dışarıda çalışmak isteyen bir Türk işçisi Hollanda’da iş bulmuş.
         Büyük bir çiftlikmiş.
         Her gün ineklerden tonlarca süt sağılır, özel araçlarla bölgedeki peynir, yağ fabrikalarına sevk edilirmiş.
         Bizim Türk birkaç ay çalıştıktan sonra şöyle bir hesap yapmış: "Bu adamlar demiş resmen budala. Günde 60 ton süt sevk ediyoruz. Buna yüzde 5 nispetinde su katsak günde 3 tona yakın su eder. Yani her gün iki ton suyu da süt parasına satmış oluruz."
         Kafasında bu düşünceyi geliştirdikten sonra çiftliğin müdürüne çıkmış, teklifini anlatmış.
         Her gün fazladan kazancın ne olacağını kağıda  dökerek, çiftliğin ne kadar ABD dolarını açıktan kazanacağını anlatmış.
         Müdür bizimkini ciddi ciddi dinledikten sonra; "Peki ama sayın işçi kardeşim" demiş: "Peki ama niçin?"
         Doğrusu bu ya! Bu hikayeye göre ya da böylesi büyük bir işletmede yapılan işlemlere göre müşteriye su katarak kazıklamak mümkün.
         Buradan bazıları batının dürüstlüğü ile olayı izah edebilirler, o da mümkün.
Ama dikkat ettiniz mi müdür Türk işçiyi "ahlaksızlıkla" falan suçlamıyor.
         Müdahale kabul etmeyen bir işleyişten ya da kafadan bahsedebiliriz burada.
         Yani yanıltıcı bir safiyet buna mukabil" Doğru olan, en azından kazıklamaya uygun olmayan bir mekanizma.
         Biz de ise işini çok iyi yapanlar olduğu gibi çok kötü yapanlar da mevcut maalesef.
         Kırşehir’de veyahut memleketin herhangi bir kazasında süt alan bir ev hanımını düşünün.
         Hep kafasında ne var sütü alırken, acaba su katılmış mı?
         Başka bir örnekte bu aralar ülke gündemini meşgul eden "et’" mevzuundan.
         Kasaptan kıyma alınca da aynı güvercin ürkekliğini yaşamıyor muyuz?
         Ya içine sakatat katmışsa, ya kemik parçası varsa, etten çevirttirmek en iyisi paradoksuna düşmüyor muyuz?
         Bal gibi de yaşıyoruz bunları! En güvendiğimiz kasapta olsa yaşıyoruz.
         Neden? Çünkü bu konularda travmatik bir geçmişimiz var.
         Geçmişin bugünlere etkisi neden devam eder hâlâ? Çünkü eski düzen devam ediyor düşüncesi herkeste bolca mevcut.
         Mevcut olan aslında düzensizlik. Hollanda’nın yaptığı bizim yapamadığımız o.
         Mekanizmalar arasına girme huyumuz var. Mekanizmayı yani sistemi sisteme bırakamıyoruz.
         Araya mutlaka bir şekilde giriyor, el atıyoruz.
         İş insanın vicdanına kalınca da "vicdandan bihaber olanlara’" gün doğuyor.
         Bugünkü ucuz et tartışmaları da bunun tezahürü bence.
         Girdilerin yüksekliği tamam! Peki, 1 kilo etin 50-60 lira olması nere, 25-30 lira olması nere?
         Sırf bunu girdilerle açıklarsak devlet üreticisine zulmediyor diyebiliriz rahatlıkla.
         Kazın ayağı öyle değil maalesef. Her ne kadar girdiler yüksekte olsa iki katı kadar olması mümkün değil?
         Peki, çiftçi kazanmıyor; devlet de bu kadar girdi maliyetlerini yükseltmiyorsa ne oluyor da, et bu kadar pahalı?
         İşte burada da ya aracılılar yani etliye sütlüye dokunmadan kaymağını yiyenler kazanıyor, ya çok büyük işletmeler iş çeviriyor, başka bir olasılık zor görünüyor çünkü.
         Hükümetinde bu işi doğru anlatması doğru kişilere doğru ve yerinde destek vermesi önemli.
         Mesela bu işi organize eden kuruluşlar devreye girebilir, et borsaları açılabilir, taşın altına elini atmadan kazananlar devre dışı bırakılabilir.
         İşte o zaman Kaman’da, Mucur’da, Akpınar’da, Çiçekdağı’nda, Boztepe’de, Akçakent’te bu işle uğraşan köylüler olsun, büyük ya da küçük işletmeler olsun hepsi kazanır.
         Yine de aradan işi götüren o insanlara Hollandalı müdürün dediği gibi sormak gerekir insanlık adına: "Peki ama niçin?’’