Hamdi ŞAHİN


Nesli Tükenen İnsanlar


         Evrende nesli tükenen hayvanlar var, Türkiye’de de var.
         Türü yitmekte bitmekte olan bitkiler de var.
         Bilim insanları ilim insanları, vakıflar-dernekler bunları korumaya çalışıyor.
         Ama asıl sorunsalımız nesli tükenen insanlar.
         Gerek yurtdışında gerek yurt içinde gerekse Kırşehir’de bariz eksikliği hissediliyor.
         Üstelik bunlara ne vakıf var, ne dernek var, ne de arayacak insan.
         Erzurum Şenkayalılar Derneği'nin bile olduğu Kırşehir'de bu derneklerden yok.
         Olsa da işe yarar mı bilinmez, zor gibi.
         Çünkü bu tür adamlar türemiyorlar artık! Yani çoğalmıyorlar.
         Ya ne yapıyorlar?
         En büyük özellikleri azalmak!
         Nesilleri tükenenler kervanına katılıyorlar.
         Aramızdan ayrılıyorlar, kendi istekleriyle değil tabii ki, buyruğa uyarak.
         Üne kavuşmak, öne çıkmak onların tutkuları olmuyor.
         Ne çıkar arar böyleleri hayatında.
         Ne çirkefleşip güzeli yok sayar, ne ben buradayım dercesine bağırır çağırır, ne de dostluklarını hiçbir şeye değişir.
         Dik oyna tabiri var ya meşhur şu anda onlar da dikine gider, menzile varabilmek için.
         Yalnız kırmadan dökmeden gönülleri alarak.
         Deklanşöre bir basarlar fark etmezsin, sanatçıdır çünkü o.
         Ara Güler mesela, ressam değil sonuçta fotoğrafçı ama sanatçı.
         Eğer o deklanşöre bir saniye geç bassa o  Ara Güler olmaz zaten.
         Hem model hem de o, o an için ölümsüzleşir.
         Nesneyi ölümsüzleştirebildiği için Ara’dır o.
         Ya da Kırşehirli İsmail Altunsaray mesela! İyi bir virtüöz olduğu ve ‘’Neşet’i’’ yakalama olasılığı gösterdiği için diğerlerinden bir tık öndedir.
         Nesli tükenen insanlardan biri de Sait Faik’tir bana göre.
         Üniversitedeki öğrendiklerimden ya da bildiklerimden yola çıkarak söylüyorum.
         Sebahattin Ali ile birlikte Türk öykücülüğünün önde gelen isimlerindendir.
         Fakat biraz kıyıda köşede kalmıştır kendisi.
         Seçimi midir yoksa hayatın ona bir oyunu mudur bu durum bilinmez.
         Bildiğim bir statü isteğinin olmadığı yani ayrıcalık istemediği.
         Ezilenden sömürülenden yanaydı hikayelerinde, bir ideolojisi yoktu.
         Ve belki de o bunu hayatın kötülüklerinden korumuştu.
         Bu yönüyle Neşet Ertaş’a da benzer Sait Faik.
         İkisi de kalemini geçinemeyenlerden, sevdalılardan, çaresizlerden, yarını olmayanlardan yana oynatır.
         İkisinde de partisel bir bağlılık yani ideoloji yoktur.
         İkisi de gerçekleri yazar, yaşar şematik bir kurgu yapmaz.
         Bu yüzden belki ikisi de kendi devrimlerini yapıp göçmüştür.
         Ve maalesef nesilleri tükendi tükenecek durumdadır.
         Durum böyledir, yapılması gereken değerli gördüklerimize sahip çıkmaktır.
         Herkes kendi çevresinden başlayarak bu insanlara gerekli saygıyı, ihtimamı göstermelidir.
         "Değer’’ üzerine dersler konulmalıdır, okullarda.
         Salt niceliğe bakılmayıp, niteliğin kıyılarında gezinmeyi de bilmeliyiz, öğretmeliyiz, hissettirmeliyiz.