Soner ARISOY


Türkiye`de Modernizm


           Öncelikle yazımıza modernleşme fikri üzerine Türk toplumundaki yaklaşımlarla başlayarak modernleşme kavramını temel anlamıyla açıklamaya çalışalım. Modernleşme en temel tanımı ile bir cemiyetin mevcut nizamını içtimai, maddi ve manevi medeniyetini bir tipten başka bir tipe çeviren bir süreçtir.
          Türkiye’de modernist yaşam tarzı toplumu dönüştürüyor. Kabul etsin veya etmesin herkes bu dönüşümden nasibini alıyor. Konformizm mütevazı bir hayatın yerini almaya aday. Kariyerizm çoktan yaşamın amacı haline gelmiş. Daha modernist kesimler ve etik değerlerden nasibini almamış gençler için ‘hedonist kültür’ bir yaşam tarzına dönüşmüş durumda. Bu değerlerin temel algısı olan ‘egoizm’ ise insanların bilerek veya bilmeden değer ve davranışlarını kontrol eder hale gelmiş. Hayatın içinden bu etkilenmeyi bazı somut örneklerle ortaya koyalım ; İslami hassasiyeti olanlar için seçenek olarak sunulan alternatif tatil seçeneklerinde, yemek çeşitlerinin sunumu ve sayısı ötekilerden hiç farklı değil. Ramazanlardaki kimi iftar programlarının menüleri haddi aşacak zenginlikte. Apartmanlarda ve bilhassa modalaşan sitelerdeki ilişkiler diğer toplumsal kesimlerden pek farklılık arz etmiyor. Ev mefruşatından, tüketim alışkanlıklarına, AVM kültürüne kadar yaşantılarda genelde herhangi bir değişiklik yok. Varlıklı kesimin hayat tarzı islamın emrettiği sadelikten uzak.
Ailelerde, İslamcı geçinen hanımların davranış ve düşüncelerinde, radikal bir feminizmle karşılaşmanız gayet olağan. Üniversiteli kızların hayallerinde ‘iyi bir eş, iyi bir anne’ olmak ideali ‘iyi bir kariyer, iyi bir meslek’ sahibi olmak hayaliyle yer değiştirmiş. Yaşlıların Müslüman ailelerdeki yeri öteki modernist ailelerden çok farklı konumda değil. Evlerimiz sadece çekirdek aile için var. Müslümanların; akrabalık, arkadaşlık, komşuluk ilişkisine verdikleri önem, toplumun diğer kesimlerinin ilişkisinden büyük farklılıklar arz etmemekte ve gittikçe zayıflamaktadır. Ayrıca zihinlerde batı kültürü ve yaşam tarzına karşı oluşmuş nefret, yerini yer yer hayranlık ve etkilenmeye bırakmış durumda.
Modernizm, bireyleri egoistleştirmekte, tüm ahlaki ve manevi değerlerden soyutlamaktadır. Yaşamı sadece ‘daha fazla para, daha fazla başarı, daha fazla haz’ amacına endekslemektedir. Avrupa’da insanların dine bağlılığı bitiş noktasına gelmiştir. Ahlak kuralları ve aile bağları hedonist yaşam tarzına karşı direnememiştir. Alkol ve uyuşturucu kullanımı yaygındır. Cinsellik ve eğlence tutkunluğu, her türlü etik kuralın, hürriyetleri sınırlayan saçmalıklar olarak kabulünü yaygınlaştırmıştır. İnsanlar günlük iş hayatından sonra kendilerine kalan zamanda, eğlence ve seks çılgınlığı yaşamakta, hiçbir etik değere özel yaşamında yer vermemektedir. Zamanla gündelik iş hayatının da bu çirkin ‘özel hayat’ anlayışından etkileneceği açıktır.Ailelerin dağılmasıyla, aile ortamında yetişemeyen çocuklar psikolojik sağlıklarını kaybetmektedir. Akrabalık, komşuluk, dostluk bağları olmayınca kalabalıklar içerisinde insan; yapayalnız, sevgisiz ve korunaksız kalmaktadır. Yaratıcıyla ilgisini kesen, aile bağları bitmiş, toplum içinde yalnızlaşmış insan, ruhsal boşluğunu içki, eğlence ve cinsellikle doldurmaya çalışmaktadır.Fertler çok yetenekli, çok zeki olabilirler. Ama psikolojik dengesizlik ve karakter bozukluğu daha farklı bir şeydir.
Fıtratı bozulmuş bireylerden oluşan böyle bir toplumun gelecekte bir çöküş yaşaması kaçınılmazdır. Bilgi ve teknoloji alanındaki üstün seviye, ekonomik ve siyasi güçlülük bu çöküşü durduramayacaktır. Tarihte Roma dâhil çok güçlü medeniyetler ahlaki erozyona dayanamayarak çökmüşlerdir.
Her ne suretle olursa olsun batının arkasına takılarak, aynı kötü sonu elimizle kendi toplumumuz için de kabullenmek ve kabullendirmeye çalışmak intihardır. Hiç kimse, hangi argümanı kullanırsa kullansın böyle bir gidişi kader olarak toplumumuza dayatamaz. Kritik bir eşiğe gelsek de, her şeye rağmen hala bizim için dönüş imkânı vardır.