Hamdi ŞAHİN


Yolcu


         Bir ömrün sonuna geldiğini bilebilir mi insan?
         Yazgı dediğimiz budur.
         Ne zaman ne  tür bir koşulda ve nasıl bir denklemde yaşamın son bulacağını bilemeyiz.
         Bu belirsizlik kimimize can sıkıcı gelir kimimizeyse yüreklendirici bir oyun.
         Bilmecenin hem öznesi hem yüklemi olma hali gibi bir şey…
         Dünyadan veya Kırşehir’den iki insan tipi düşünün.
         Biri büyük aklın çizdiği, öyküsünü kurguladığı kişi, debelendikçe batar, üstelik farkında değildir.
         Diğeri ise kendi yaşantısına hakim, iddiasız ama küçük bir öykünün yazarı ve yönetmeni.
         Bu kişi hem geleceği bilmek için büyük arzu taşır, hem de geleceksiz(yani yazgı) olduğunu bilmenin konforunu yaşar.
         Telaş illaki gelir, ama Kırşehirli ozan Neşet Ertaş’ın da dediği gibi ‘’Yolcu’’ olduğunu bildiği için bir ‘’son’’ hazırlığı yoktur.
         Bu yüzdendir ki hep çelişik hayatlar yaşarız.
         Kibir-mütavaziyet, iktidar duygusu-hoşgörü, felsefe-din, huysuzluk-şirinlik gibi…
         Yaşlanma hepimizin aklında ama keşfetmeden aklımızda.
         Bayan ya da erkek daha 25’inde yaşlanıyor muyum kaygısı içinde ama fiziksel olarak.
         Buram mı kırıştı, şuram mı yağlandı, saçıma ak mı düştü vs... vs…
         Tepeyi görmeden tepenin derdine düşmek gibi biraz saçma biraz modern düşlemesi.
         Yaşlılık değil de yaşlanma fikri büyük sorun gibi duruyor yolcular için.
         Oysa bazen her şey boş olabilir.
         Şöyle ki sen her türlü düşünmüşsündür her yerin bakımlıdır ama beden bir yerde vazgeçer senden.
         Beyin kanaması geçirdin hücreler iflas etti, farkındalık gitti.
         Boş bir çuval gibisin artık, sadece fiziki haline yatırım yaptın ve olacak ya beyin seni terk etti.
         El frenin çekilir bir anlamda.
         Öğlenleyin bir Kırşehir pidesi yemeği hayal ederken serum yemen gerekebilir.
         Sayıklarsın belki de, ki bunun bile bir lütuf olduğunun o zaman farkına varırsın.
         Her ölüm erkendir derler, o ailenin ahiretidir derler, deriz.
         Oysa mutlaka tam zamanındadır, sadece kabullenemeyiz.
         İhtimaller sıfırlanır, bir cankurtaran gelse diyemezsin, can alan gelmiştir yerine.
         Sen hep taraf tutmuşsundur, diğergam olamamışsındır, hep sadece kendine bakmışsındır kendine yapmışsındır, dalga geçmeyi gülmeyi tiynetin haline getirmişsindir, yolcu olduğunu unutup hancı yerine geçmeye çalışmışsındır, ukalalığın zirvesinde zırvalayıp bunu akıllık sanmışsındır ama olmamıştır, hiç biri tutmamıştır.
         Çünkü yol böyle bir şeydir, tıpkı bir turnusol gibi ayrıştırır, ilerledikçe renginde cihetinde ele verir seni.
         O yüzden iyi yolda olmak, yolun sonunu kolaylaştırır.