Hamdi ŞAHİN


Ucube


Sanat sanat içindi, sanat halk içindi.
Cumhuriyetin kurulduğu yılların başlıca sorunsalıydı.
O zamankiler ikiye ayrılmıştı fikren, şimdikiler 3’e!
Ne mi üçüncüsü? "Sanat kendileri için’’
Nerden mi çıkarıyorum? Nasreddin Hoca’dan.
Yer Konya-Afyon arası bir dinlenme tesisi.
Devasa bir heykel, ilkin zorlanıyorsunuz kime ait ne anlatmaya çalışıyor vs…
Dikkatli ve rikkatli olunca "bizim’’ hocaya ait olduğunu anlıyorsunuz.
Yapan sanırım bir heykeltıraş ve kendince bir akım geliştirmiş.
Ve sanırım kendisi için geliştirmiş, çar çabucak yapmıştır belki de.
Sanat kendin için olunca iş kolay!
Yap şöyle ortaya karışık düzenbaz tipli, göbekli, ne yaptığı anlaşılmayan bir hoca olsun bitsin.
Kocaman yapmış bir de göze sokuyor bizimkisi, icracı belli ki reklamına da düşkün.
Kim olduğunu merak ettim bu icracının ama adına ulaşamadım.
Bakış açısı neydi, nereden baktı da bu figürü ortaya çıkardı?
Ya da malzemeden mi çaldı, imkanlar mı kısıtlıydı, hiç işi olmadığı halde "iş’’e mi soyundu bizimkisi.
"Ya Tutarsa’’ fıkrasından esinlenip hocanın, tutturmaca mı yaptı ne yaptı?
Bilemiyoruz hangi kafayı yaşadığını, ne içtiğini ne yediğini vs…
Hocaya zorla bir şeyler yaptığı kesin.
Hocaya saygısızlık yaptığı kesin, halka yaptığı kesin.
Bunlar sadece sayın heykeltıraşımızı mı bağlar?
Biz nerdeyiz, siz nerdesiniz, onlar nerde?
Soru çığlık atıyor ama kimse çıkmıyor, sormuyor.
Bu heykelde neyin nesi diye, kaç zamandır orda duruyor, endam ediyor kim bilir.
Asıl sorunda burada başlıyor, neden tepkisizleştik?
Neden soru sormuyoruz, eleştirmiyoruz?
Neden sadece çay, sigara, yemek üçleminden yada kim kimi  transfer etti çıkmazından çıkamıyoruz?
İlim yönüyle düz mantık bir şeyler mırıldanıyoruz ya irfan yönüyle?
Katkısını, eksisini, analizini neden yapmıyoruz?
Bence en önemli sebebi popülizm, popülist şeylere olan bağımlılığımız, at gözlüğünü takıp hayat boyu onla yaşamamız, işin mana yönünü eksik bırakışımız, koltuk- makam sevdamız, onları her makamın üstünde tutuşumuz, gerekirse yüzde 100 dönüşümüz, hiç kadirşinas olmadan olamadan eşini,dostunu satabilmemiz, gözümüzü kapamamız çocuk gibi gözümüzü kapamamız, sonra üstüne bir sigara yakıp bir de çay  alıp eline bir de ayak, ayak üstüne atıp kekre kekre gülmemiz.
Ne ucube değil mi tüm bunlar? "Ne ucube…’’
Riziko almayan taraflarımızın statükocu taraflarımızın işi bunlar.
Alışılmışın mantığı bunlar, cüretliğe açık olmayan mantık bunlar.
Yine de antiucube taraflarımız daha fazla Allah’tan, sağ duyu bir şekilde kendiliğinden geri gelme yapabiliyor zaman içinde.
Geç oluyor, biraz gecikiyor değişimciliğimiz ancak yine de peşimizi bırakmıyor.
Bir darb-ı mesel (atasözü) çıkıyor geliyor ötelerden, ya da bir hadis ya da sünnet kutsallardan, bize ışık tutabiliyor.
Hocanın ucubesi konusunda da o ışık yandı, kaldırılıyor.
Ve dahası her önüne gelen kafasına göre yapamayacak  patenti alınıyor.
Büyük fotoğrafta ise umarım yeni ucubeler çıkmaz ortaya ve sanat halk veya sanat için yapılmaya devam eder, ‘’kendin’’ için yapılmaz bir daha…