Hamdi ŞAHİN


Trene Bakan Ray!


         Dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Raylar hep bir simetriktir, hep bir derin…
         Hep bir duyguyu kaşır raylar; Ya bir sevinci, ya bir kavuşmayı, ya bir hüznü ya da bir intiharı.
         Hep kaşır, sıradan bir kaşıma değil bu; biraz romantik, biraz histerik…
         Bak şunları görüyor musun dedirtir birbirine, hepsi sanki şık bir takım elbiseyi andırır.
         Şık dedim çünkü şıklıkta bir simetri bir nizam ister.
         Bir intizam ister aynı zamanda atan bir kalp gibi tık tık  olmayı ister.
         İbrahim Sadri’nin şiir okuması gibi geldi burası, değil ama.
         Ne peki?
         Günler diyorum, günler de geçmiyor mu raylar gibi önümüzden.
         Uzamıyor mu onlar da önümüzde, gözümüz de, dimağımız da.
         Yaşlanmıyor muyum mu sanıyorsun?
         Sanmıyorsun değil mi? Öyle değil çünkü, akıyor zaman, kırlaşıyorsun.
         Başa dönüyorsun en başa, çocukluğa, çocuk olduğun günlere.
         Önce çocuk, sonra hayat, sonra yine çocuk, sonra?
         Sonrası malum, "er kişi veya hatun kişi niyetine" diye okuyorlar arkandan.
         Raylar da öle, sessiz ve derinden ilerliyor.
         Gizli bir el çıkıyor gecenin kör bir saatinde, kör bir köşede, kör ederek herkesi raylara her gün bir ray daha ekliyor.
         Her şeyini o belirliyor rayların.
         Ne mi yapıyor?
         Bir gece ansızın yolun yönünü değiştiriyor, yoluna taş koyuyor.
         Durma şansın da yok, ray burası! Geri falan yapamıyorsun, mecbursun.
         Kırşehir’de ray yok dolayısıyla tren de, ama yine yolunuza taş koyanlar, yolunuzu şaşırtmaya çalışanlar olmuyor mu?
         En az içinden tren geçen şehirler kadar oluyor ve en az onlar kadar toslatıyor sizi, bizi, onları.
         Sen kardeş sanıyorsun, sen arkadaş sanıyorsun, sen kader birliği ettiğin bir yoldaşın sanıyorsun, sen beraber siyaset yaptığın yol arkadaşın sanıyorsun ama öyle çıkmıyor kazın ayağı.
         Ayak yapıyor size, sağ gösterip sol vuruyor, Muhammed Ali gibi dans ederek yapıyor, uçuyor ve sokuyor.
         Beklenmedik oluyor, tıpkı sakin, güllük gülistanlık bir denizde yol alırken birden sandal altınızdan kayıp gidiyor, düpedüz korsanlık diyorsunuz ama  iş işten geçiyor.
Geçmiyor aslında, alışıyoruz, düzen böyle diyoruz bir tekmede biz vuruyoruz.
         Adam eve ekmek götüremiyor muhtaç, dönüp de bırakın utanmasın diye yardım etmeyi aramıyor, sormuyoruz, gerisin geri kaçıyoruz.
         Ey insanoğlu, ey insanlıktan nasibini almamış insanoğlu; dünyalar senin olsa nolur eğilmedikçe, büyüyüp de küçülmedikçe, dünyanın senin etrafında döndüğünü düşündükçe…
         Ben böylelerini gördükçe midem bulanıyor, bu da yapmaz canım dediklerin bile yapınca garip hissediyorsun, kendi adıma değil onun adına garip hissediyorsun…
         Çünkü o hissetmiyor, o  da sana düşüyor onun adına hissetmekte.
         Tren rayları mı?
         Al işte bunlar hep tren rayları, şaşırtıcı ama çoktan alıştık onlara.
         Onlarda boş durmuyor sizi bizi düşürdükleri durumu izliyor, tıpkı trene bakan…  
         Anladınız siz onu…